9 Mayıs 2013 Perşembe

Ben büyürken...

Zaman akmıyordu eskiden...Hiçbir şey değişmiyordu...

Her gün bir diğerinin aynısıyken, en çok sevdiğim gün cumaydı, ertesi gün cumartesi diye.
Yeni başlayan her hafta bir önceki gibiydi, eninde sonunda haftasonu gelecekti.
Her yeni yıl geçip gidenin aynısıydı, ben hep küçüktüm...

'Değerlendirmeler' önemli değildi, herşey bir şekilde hallolurdu.Defterime 'yanlışımın doğrusunu' yaparken düşünmediğim tek şey defterime yazdığım dört işlemdi.
Tek kabusum müzik dersleriydi çünkü flüt çalmaktan nefret ederdim.
Hava güneşliyse herşey yolundaydı, keyfimi hiçbir şey kaçıramazdı.

Herkes çok mutluydu, hepsi gülümsüyordu ya işte!
Herkes birbirini çok severdi; kimse üzmezdi, kırmazdı...
Dünyadaki bütün evler bizimki gibi, bütün okullar benimkinin aynısıydı.
Herkes hep olduğu gibi kalacaktı; güzel, yakışıklı, çocuk, genç, yaşlı, mutlu, sağlıklı ve burada...

Ben büyüyene kadar...

Şimdi zaman akıp giderken bir köşesinden tutmaya çalışıyorum. Her gün bambaşka ve özel, her sabah birbirinden güzel, her hafta bir öncekinden daha yoğun,her yıl bir öncekinden çok daha değerli... İnsanlar sevebildikleri kadar mutlu, verdikleri değer kadar değerli ve kabullenebildikleri kadar huzurlu...

Zaman durmuyor artık...Herşey hızla değişirken hayat daha güzel, çok daha güzel olacak...

24 Aralık 2012 Pazartesi

Fısıltı

Açtı, içi içini yiyordu... İstiyordu, sahip olmalıydı...

Bütün benliğinde hissetti arzusunun uyandığını, düşündükçe daha da yaklaşıyordu sanki ona; ama uzanamıyordu, tahmin ettiğinden daha da ağırdı kolları...

Bekledi ve mücadele etmeye devam etti. Sonra kısa bir an, bir düşünce belirdi zihninde:
"Ya olmazsa?!" Şimdi çok yaklaşmıştı yanmaya, yok olmaya. Nefesi kesiliyordu küle dönüşeceğini düşündükçe...

O nefessiz kaldıkça fısıltılar yükseldi: "Kabullen!" "Yetinmeyi öğren!"...

Simsiyahtı, güzel olmaya uzak, yanmaya bir o kadar yakın... Ama vazgeçmedi, çabaladı ve bekledi.
Sonra bir gün kendisini tanıyamadı. Başarmıştı, mükemmeldi..."doymuştu".

Ve fısıltılar bir kez daha yükseldi...

Gülümsedi sessizce, aklında tek bir düşünceyle...
Hiçbir şey bitmiş değildi, kömürken onu yakmaya çalışanlar, elmas olduğunda pırlanta yapmaya çalışacaklardı...

30 Ağustos 2012 Perşembe

'Hiç...'

Hiç vazgeçmeyeceksin bir kadeh kıskançlıkla kendinden geçmekten...
Hiç teşekkür etmeyeceksin içine çektiğin yemyeşil huzura...
Hiç farketmeyeceksin güzelliğini sırlı bir camda...
Hiç şımartmayacaksın kendini,layık olduğuna inandıklarınla...
Hiç mutlu olmayacaksın uğruna çabaladıklarınla...
Hiç gülümsemeyeceksin 'keşke' dediğin anlara...

Ve hiç çekinmeyeceksin zehrini akıtmaktan,bütün bu "hiçlerde" boğulup "hiçlik" olduğunu sandığında...

Sonra bir an gelecek ve insanların bakışlarında göreceksin gerçeği bütün saflığıyla...
Diyecekler ki sana..."Çamur atmak rezillik,çamur atılmak meziyettir!"

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Sonsuzluğun mükemmelliği...

Masmavi bir sonsuzluksun sen;kimi zaman sakin,kimi zaman fırtınalı,ama hep dalgalı...

En tatlı meltemlerinde huzurunu,en sert kasırgalarında öfkelerini,dalgalarında şefkatini,girdaplarında hayal kırıklıklarını barındıran bir gizemsin...

Derinlerinde en büyük güzellikleri,en renkli hayalleri gizleyen;en sert mücadeleleri veren,ihtişamıyla büyüleyen,yapabilecekleriyle ürküten ve bu mükemmelliğinin bedelini her zaman ödeyen bir mucizesin...

'Ya bittiği yerde düşersem?' diye düşünüldüğü için kalbine kimsenin ulaşmaya cesaret edemediği;ufuk çizgisinde olduğu söylenen cadı kazanları,kimsenin göremeyeceği ve ulaşamayacağı kadar derinlerde, sadece kendi vicdanı için kaynayan bir okyanussun...

Sen kadınsın...

2 Ağustos 2012 Perşembe

"Sevgi"...

Beni sen davet ettin,hüzünlenme...Kendi ellerinle verdin şehrinin anahtarını,gülen gözlerle.Yoksa kim aşabilirdi surlarını,ulaşabilirdi en derinine?

Aslında biliyordun en başından beri üzülebileceğini ama mutluluğa ve huzura inandın,bir an bile tereddüt etmeden kapılarını ardına kadar açarken...

Yavaş yavaş ulaştım asıl "sen"e...Kimsenin görmediklerini gördüm,hissetmediklerini hissettim.En büyük mutluluklarını gördüm,bazen seyirciydim bazen de oyuncu.Bana baktığında mutluydum sen gülüşlerinle ışık saçarken,ama bazen sadece karanlığı diledim sessizce...

En büyük acılarına şahit oldum,kimi zaman giriş kimi zaman da çıkış kapındım.En kederli karanlıklarının ve en ışıklı yollarının başlangıcıydım...

Şimdi sokaklarında dolaşıyorum elimde bidonumla.Yavaş yavaş döküyorum heryere birlikte geçirdiğimiz anları,ve sevgi kibritimi çakıyorum...Cayır cayır yandıktan sonra sadece koca bir hayalkırıklığı kalıyor senden geriye...

Ben bile bilemiyorum şimdi değer miydi gerçekten?! En yakınınım ne de olsa; annen, baban, çocuğun, eşin,sevgilin,dostun,arkadaşınım...

Neyse düşünme artık,başka seçeneğin mi var?Kapat gözlerini ve sadece inan...

Seni çok seviyorum...

29 Temmuz 2012 Pazar

Sadece "sen"...

Soyun yavaş yavaş...

Önce "öfkelerini" bir kenara bırak...Affedebilmenin verdiği ferahlamayı yaşa,kollarındaki hafiflemeyi farket...Tahmin ettiğinden daha ağırlarmış değil mi?

Şimdi ise "başkaları kaçtığı için üzerine aldığın sorumlulukları" çıkar...Dünyayı tek başına kurtaramayacağını anlarken,omuzlarının gevşediğini ve dinlendiğini hisset...

Sırada "hırsların" var...Onları sıyırırken teninden,asıl değerli olanın 'sen' olduğunu hisset.Zihninin nasıl da berraklaştığını,kokuların daha belirgin,renklerin daha parlak olduğunu farket...

"Endişelerinden" kurtul şimdi de,ayaklarındaki prangalar açılırken,adım atma gücünü ve isteğini geri kazan...

Son olarak ise "pişmanlıklarını" çıkar vücudundan...Yüreğini sıkan el yavaş yavaş gevşerken,hiçbir şeyin tek taraflı olmadığını hatırla...

Şimdi ise hepsini tekrar giymeden önce son kez yaklaş ve bana bak...Ne gördüğünü sadece sen bileceksin,ancak şunu unutma...Aynalar asla yalan söylemez!


25 Temmuz 2012 Çarşamba

Son hamle...

Beni aldattın!Oysa ben senin herşeyindim...

Görebildiğin her renktim...Ağaçların verdiği yeşil huzurun bütün farklı tonları,çiçeklerin o benzersiz enerjisinin pembe,mavi,turuncu ve sarı kaynağıydım...

Alabildiğin binlerce farklı kokuydum...Küçük büyüleyici şişelerdeki sihirli formüllerden, denizin o muhteşem serinliğine kadar...

Duyabildiğin her sestim...Sana kim olduğunu ve nereden geldiğini hatırlatan ezanlar ve kilise çanlarından,ruhuna dokunan her notaya ve sevdiklerinden duyduğun her sözcüğe kadar...

Aldığın bütün tatlardım...Annenin tarhana çorbası,likörünü bütün hücrelerinde hissettiğin çikolata,ve yaptığın o 'mükemmel' ilk yemektim...

Dokunduğun herşeydim...Bazen çok sevdiğin annen,bazen ilk aşkın,bazen de aldığın mücevherin,araban,ya da ipek elbisendim...

Hepsinden önemlisi;ben senin aldığın nefestim,hayat kaynağındım...Yaşamının en önemli sebebi,mutluluğun,hüznündüm...

Ama sen bunları hiç farkedemedin ve beni defalarca terk ettin.Hatta bazen daha da ileri gidip benden tamamen vazgeçtin...Hüzünlerini "geçmişe",mutluluklarını "geleceğe" bağlayıp aslında benimle birlikte kendini de unuttun...

'Piyonların' uğruna 'vezirini' feda ettin,kazandığını zannederken aslında kaybettin...'Şahın' hala elindeyken,şimdi piyonlarını korkusuzca kullan ve beni geri almaya bak...Evet,ben senin 'vezirinim',en güçlü yardımcın,"bugün"ünüm...